Neden "sağ-sol" değil?
Karada "sağa dön" deriz; ama bu, nereye baktığınıza göre değişiyor. Gemide ise sabit bir dile ihtiyaç vardır: Geminin baş yönüne göre sol yanı her zaman iskele , sağ yanı her zaman sancak tır. Köprüüstündeki kaptan kıçtan başa baksa da, başka biri tam ters yöne baksa da, geminin iskelesi hep aynı taraftır. Bu sabitlik, bir komutun yanlış anlaşılmasının saniyeler içinde kazaya dönüşebildiği denizde hayat kurtarır.
İngilizcedeki karşılıkları bu mantığı güzel anlatır: Sağ yana sancak denir, çünkü dümen icat edilmeden önce gemiler sağ bordadan sarkıtılan bir "yönetim küreği" ile sevk edilirdi. Bu kürek sağda olduğu için, gemiler rıhtıma en çok sol yanını verirdi; bu nedenle sol yan limana, yani limana bakan taraf oldu.
Yön dilinin diğer temel fotoğrafları: Geminin ön tarafı pruva (baş), arka tarafı pupa (kıç), yanları ise borda dır.
Kırmızı ve yeşil: gecenin trafik kuralı
Gece görünmeyen bir gemiyi tanımanın yolu, seyir fenerleri dir. Kurallar dünyanın her yerinde aynıdır: Geminin iskele (sol) tarafında kırmızı , sancak (sağ) tarafında yeşil fener yanar. Baş ve kıç tarafta ise beyaz fenerler bulunur.
Bu basit renk düzeni, aslında bir trafik dilidir. Karşıdan gelen bir geminin yalnızca yeşil fenerlerini görüyorsanız, onun sancaklarında bakıyorsunuz demektir; yalnızca kırmızısını görüyorsanız iskele kullanıyorsanız. İki fenerinizi birden görüyorsanız, gemi tam karşıdan üstünüze geliyordur. Denizciler bunu kısaca özetler: Karşınızdaki geminin kırmızısını görüyorsanız, çoğu durumda yol vermesi gereken sizsinizdir — örnek olarak kırmızı ışıkta beklemek gibi.
Küçük bir dil, büyük bir güvenlik
İskele ve sancağın, kırmızı ve yeşilin bu kadar standartlaştırılmasının tek bir nedeni var: Denizde herkesin aynı dili konuşması. Bir Japon gemisiyle bir Norveç gemisi, ortak hiçbir kelime bilmeseler bile, gece boyunca fenerlerinin diliyle bildikleri ve kullanıldıkları geçer.
Turgut Reis'te bu dili öğretirken vurguladığımız şey hep aynı: Denizcilik, ortak ve şaşmaz bir dilin disipliniyle başlıyor.
